banner304

Güreşte yenilen pehlivanın güreşe doymadığı gibi, her yenilginin ardından insan nasıl bir ruh haline bürünür acaba?

Her kaybettiğinde, daha güçlenir mi?

Yoksa her kaybettiğinde, teselli mi bulur?

Yenilgiden sonra kalkmak, zafer midir, yoksa kin, nefret, intikam mıdır?

***

Bir gariplik var sol yanımda bugün,

Ne sağımdan, ne solumdan gidenler görüyor.

Bir başıma kalmışım, ahval-ı halimle...

Herkes halinden memnun, muttaki gibi…

Şikâyet mi etmeliyim ki halimden!

Olsun, Rabbimin, kahrı da hoş, nuru da…

Bana ne oluyor ki?

***

Durmadan ilerlersin, zifiri bir karanlıkta...

Elini attığın her şeyde, ya nur vardır ya da zül!

Nur da kurtuluş, zül da esaret…

***

İnsan, yaşamı boyunca, sayısız insanla karşılaşıyor, tanışıyor, muhatap oluyor.

Hepsi insan da farklı etkiler, tepkiler, üzüntüler ve sevinçler bırakıyor.

Kimine, yardımcı olamadığın, dertleri, problemleri için, elinden bir şey gelmediğine üzülüyor, kahroluyorsun.

Kimisine, karşılaştığın için üzülüyor, “keşke tanımaz olaydım, şimdiye kadar sana tahammül ettiğim için çok aptalmışım!” diye kahrediyorsun.

Çünkü bazı insanlar; konuşmalarıyla ve yaptıklarıyla, hem kendini, hem de sizi rezil, rüsva ediyor. 

***

İnsanları ne kadar severseniz sevin, ancak karşınızdakinin size verdiği değer kadar seviliyorsunuzdur.

Öyle gururlanmanın, kendini yükseklerde görmenin, asla vazgeçilmez olduğunuzu düşünmenin bir manası yok.

Muhatabınızın kim/kimler ve konuştuklarınızın ne/nasıl olduğu, sizin kimliğinizi ve karakterinizi ele verir.

***

Bazen insanların, bir çocuğu bile kıskandığı zamanlar da olmuyor değil.

O bakışlar, o gülüşler, o tavırlar, büyümüş de küçülmüş gibi kendinden emin, kendince nükteli konuşmalar…

Sonuçta “çocuk işte!” der, geçersiniz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner321

banner306

banner293