İnsan ve insanın içinde yaşadığı şu dünyaya bakıldığında, iç içe geçmiş zıt olaylar ve çok girift, anlaşılması güç hadiseler birlikte ve yan yana görülmektedir.

Dünya, dünya içindeki varlık, bolluk, bereket ve yaşamaya doyulmayan güzellikler… Diğer yandan ansızın gelen ölüm ve musibetler, hüzün ve elem verici ayrılıklar, tezatlarla dolu iç içe olaylar; var olan tüm bu güzellikleri bozuyor, abesiyete ve israfa dönüştürüyor.

Oysa insana verilen zengin ve kuşatıcı duygular ebedi yaşamak ve sevdikleri ile beraber olmak ve daimi vuslat ister. Ayrılığa, yalnızlığa ve son bulmaya asla razı olamıyor. Fakat beklenilmeyen bir vakitte, hesapsız bir zaman diliminde başta sağlığını, servetini ve hayatın kaybedebiliyor. Her an, her şeyini kaybedebilme durumu kişiyi korkutur, rahatsız ve mutsuz eder. Bu kaçınılmaz ve illa yaşanılacak bir gerçektir. Çünkü ecel müphem, gizlidir, ne zaman geleceği asla bilinmez.

Eğer ölümün zamanı, ecel bilinse, hayat zehir olur, medeniyet gelişmez ve durur. Öleceği anı bilen insan yatırım yapamaz ve çalışamaz. Aldığı arabaya binemeyeceğini, yaptığı eve oturamayacağını, kurduğu holdingin geleceğini göremeyeceğini bilen bir insan veya insanlık asla yatırıma yönelmez ve yapamaz. Bu hikmete binaendir ki, Allah eceli insan hayatında gizli tutmuştur.

Diğer yandan insanlara, güç ve iktidarlarını aşan, olağanüstü büyük ikram ve iltifatlarda bulunulmasıdır. Yerküre insanlara binek olmuş, gün ve geçeler, mevsimler, yıllar, asırlar zaman dilimleri içinde gezinmekte, seyahat etmektedir.  İhtiyaçları, umulmadık bir tarzda karşılanıyor. Teneffüs ettiği havadan içtiği suya, yağan yağmurdan yeni doğan bebelere validelerin memelerinden akan şifalı ve hazmı kolay süte ve benzeri sonsuz ikramlara dönüp bakılmalı…

Tüm bu güzellikler ve ihsanlar, mahiyetini bilmediğimiz ölüm ve ayrılıklarla sonuçlanması, insanda büyük bir yıkım ve çöküntüye sebebiyet veriyor. İsyana, günaha, eğlence ve sefahate sürüklüyor. Tüm bu güzellikler abes ve israfa dönüşüyor. Meçhule, bilinmeyen bir yöne ve tehlikeye gidiş, insanı rahatsız eder. Çare; muhakkak gidilecek olan bu karanlık yolun aydınlatılması gerek.

Günümüz terapisi ile yapılan “unutturma” yaklaşımı: “Düşünme!” “Unut!”,” Hatırlama!” ve benzeri yaklaşımlar, aldatmak olur, çözüm olmaz. “Ölmek için dünyaya gelmek ve yıkılmaları için binalar inşa etmek” bir anlam ifade etmiyor, abes ve israf oluyor. Buradan makul bir çıkış gerek…

Aslında, tüm bu zıtlıklar içerisinde gizlenmiş hikmetli ve gizemli bir elin işleyişinden, Allah’ın varlığından, insanın vazifesinden haberler var. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) ile bizlere bu hayat yolculuğunda uyulması gereken kurallardan ve ölüm sonrası ebedi saadetten haber veriyor ve gideceğimi yolu aydınlatıyor, varacağımız durağı da gösteriyor…

Dünyada iç içe geçmiş olan güzellik-çirkinlik, iyilik-kötülük, hayır-şer gibi görünen tüm zıt unsurlar –hayvanların ve meleklerin tabi olmadığı- yalnız insana yönelik imtihanın gereğidir. Çünkü insana akıl ve irade ve bir de emanet verilmiş, sorumluluk yükletilmiştir.

Ölüm ve kıyamet ile bu zıtlıklar ayrışacak. “Cennet” veya “Cehennem” olarak karşılığını bulacak. Güzellikler cennete, çirkinlikler ise cehenneme akacaktır. Eğer bu olmaz ise, her şeye abesiyete inkılâp eder ve tüm hizmetler israfa dönüşür. Vesselam.

.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner440

banner357