banner354
Cezaevindeki mahkumun af, tutuklunun tahliye, memurun zam, işçinin tazminat, tarım emekçilerinin yeni haklar beklediği; dağdakinin özgürlük, ovadakinin demokrasi dediği; Köylünün toprak, şehirlinin imar reformu umduğu; yargının bağımsızlık, yürütmenin düzen istediği; Her kesimden her insanın bir şey umduğu demokratikleşme paketi bizzat sayın Başbakan tarafından Pazartesi günü ana hatları ile açıklandı.

            Herkes umduğunu bulamamış olmanın verdiği teessürle işlerinin başına dönerken, oy oranlarının karşı tarafın politika ve söylemlerini eleştirmeğe bağlandığı ülkemizde, muhalefetin de zaten beklenen o alışıldık tepkilerini görmemiz fazla gecikmedi.

            Sayın Başbakanın bile 'bu ne ilk ne de son olacak' diye takdim ettiği bu paketin on yıldır devam eden süreçte yeni bir basamak taşı olduğu belli iken, yazılı ve görsel medyanın bilerek ve isteyerek 72 milyonun bu pakete umut bağlamasını sağlaması reytingleri arttırırken,  bu durumun en çok hükümeti yıpratacağını da önceden kestirmiş olmalıydılar, ki öyle de oldu.

            Nihayetinde kimseyi memnun etmeyen bu paket yaklaşan mahalli idareler ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Adalet ve Kalkınma Partisinin zarar görmesine yol açsa da, Ak Partili kurmaylar zeki politikaları sayesinde zamanla bunu hükümet lehine çevireceklerinden ve oy oranlarını yine arttıracaklarından hiç şüphem yok.

            Pakete demokratikleşme denildiğine göre bizim de bu pakete demokrasi boyutuyla bakma zaruretimiz doğmaktadır.

            Demokrasi; Eski Yunanistanda M.Ö. 4. Yüzyıllarda uygulanmaya başlanır. O dönemde nüfusun az olması ve herkesin seçme ve seçilme hakkına sahip olmaması nedeni ile doğrudan demokrasi uygulanmaya çalışılır. Bu uygulama biçimi ise o dönemin feylesofları Aristo ve Eflatun tarafından  'ayak takımının yönetimi' olarak adlandırılmak sureti ile aşağılanır. Sonuçta bu yönetim biçiminin sağladığı manüpilik oy verme usulü de Aristo'nun darağacında sallanmasına neden olmuştur.

            Ortaçağa kadar Dünyanın Doğu kısmı diye adlandırılan müslüman ülkeleri totaliter ve Teokrat yönetim biçimleri ile müreffeh çağlar geçirirken Dünyanın Batı diye adlandırılan kısmında ise otoriteyi elinde bulunduranların yaptığı zulümler ile yoksulluk ve cahilliğin egemen olduğu çağlar yaşanmaktaydı.

            Günümüz Temsili Demokrasinin temeli ise; otoriteyi elinde bulunduran kralların aşırı vergiler ile sefalete sürüklediği halkın, kiliseyi de yanlarına alarak başlattıkları isyan hareketleri sonucunda İngiliz Kraliyet ailesi ile imzaladıkları Magna Carta Libertatum ile atılmıştır.

            Magna Carta yani Büyük Sözleşme İngiliz Kraliyet Ailesinin güçlenmesi sonucunda kadük hale getirilmişse de çıkarları büyük ölçüde merkezi otoriteye ters düşen kilisenin desteğini alan yoksul İngiliz halkı, verdikleri mücadeleler sonucunda kraliyet ailesine sürekli olarak yeni sözleşmeler dayatma imkanı bulmuş ve günümüz Temsili Demokrasinin temeli yıllar süren bu mücadeleler ile elde edilmeye başlanmıştır.

            Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi ile birlikte Batının ekonomik zenginliğine ayak uyduramayan Doğu ise; zenginliğin Batıda olduğu gibi demokrasiden geçtiğini düşünerek kendi inanç ve kültürüne aykırı bir rejimi halka dayatma çabasına girmiştir.

            Doğu ülkelerinin yönetici ve aydınları, halka dayatmaya çalıştıkları ve halkın anlamadığı bu haklar ile kendi hakları arasındaki menfaat çatışmaları, erkin paradoksal bir psikolojiye kapılmasına, bu nedenle kendi elleri ile verdikleri bu hakları yine kendi elleri ile alma gayretine girişmelerine sebebiyet vermiştir. Bu nedenlerle de Demokrasi bizim topraklarda hiçbir zaman istenilen düzeye erişememiş ve hala eleştirilen ve tartışılan bir rejim olmaktan kurtulamamıştır.

            Demokratikleşmeyi bu tarihi perspektiften ele aldığımızda; demokrasinin yayılmasında halkın talebi  ve ekonomik nedenler olduğu açıkça görülmektedir.

            Dünya üzerinde dönen sıcak para sirkülasyonu ve bu para akışını iyi sezerek  ülkemize aktarma başarısını gösteren, bu nedenle halkın ekonomik bazda müreffeh yıllar geçirmesini sağlayan Ak Parti iktidarı, halkın demokrasi yönünde kitlesel bir talebi olmamasına rağmen, on yıldır demokrasi adı altında mütemadiyen devam eden bu çalışmaları, 'Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü' atasözünü akıllara getirmektedir.

 

          

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
mutlu 2013-10-28 00:05:29

üstadım kalemine sağlık.

Avatar
onur 2013-12-08 15:58:31

tarihten başlamışsınız eski roma, magna carta, sanayi devrimi, reform hareketleri falan fakülteden unutmamışsınız anlıyorum bravoo! peki halkın demokratik talebi yokmuş varsayalım hadi ak partiye methiyelerinizi de kabul edelim bu ülkede şunlara ne demeli: ruhban okulu, alevi sorunları, diyanet haramileri,düne kadar başörtüsü, kürtlerin ana dili, faili meçhul on binlercesinin ahı, dışardaki türk ve kürtlerin hakları inançsal ve etnik sosyal, bu ülkede yaşayan ermeni arap süryani eşcinsellerin sorunları siyaset yapamayanların sorunları bunlar ne oluyor sayın yazarım demokratik istek değil insanların temel hakkı da değil herhalde değil mi?

banner346

banner323

banner357

banner365