Toplumu oluşturan bazı kişiler çok tuhaflaştı.

Nerede, ne yapacaklarını bir türlü kestiremiyorlar.

Nasıl ve ne şekilde konuşacaklarına karar veremiyorlar.
Yani dillerinin kantarı kaçmış durumda.
İnsanlar kendi aralarında konuştuklarında, ikiyüzlü insanlardan bahsettiklerine şahit olursunuz.
Bu insanların ne kadar kötü olabildiklerini söyleyip, neler yapabileceklerini görüp, hayrete düştüklerini anlatırlar birbirlerine. 
Yana yakıla dertleşirler, kendilerini düzeltirler mi diye hep bekleşirler.
Aslında o ikiyüzlü olanlar, tarihte kaldı denilebilir.
Şimdi göremezsiniz değil mi, o ikiyüzlülerden dert yananları.
Yok, yok, asla göremezsiniz, çünkü artık ikiyüzlülük kalmadı, çok yüzlülük moda gibi.
Her ortama uyum sağlamaya çalışan, her nabza göre şerbet bulmaya çalışan bir içtimaı kalabalık.
Tam da uluorta yerde görürsünüz kendinizi, şaşırıp, afallayıp kalırsınız. 
Arkadaşlıkları, dostlukları menfaatten ibaret gören, saman altından su yürüten, kurulan en ufak bir ilişkide bile bir bit yeniği arayan, şüpheci, güvenilmez, korkularla bezenmiş bir gençlik ve insan kalabalığı ortaya çıkmaktadır.
İnsanlar o kadar farklı roller üstlenmiş, bu rolleri o kadar çok önemsemiş ve benimsemişler ki; kim olduğunu, nereden geldiğini, ne için geldiğini, görevinin ne olduğunun bilincinde olmayan, bir türlü anlayamadığınız ruhsuz, hedefsiz, sürü ile insanla karşılaşıyoruz.
İş yoğunluğunun stresi içinde, insanlar bitkin, kırgın, yorgun, kırılgan, vicdansız ve katı yürekli olmuşlar.
Kahvehaneye, meyhaneye, çeşitli zevki ve nefsi okşayıcı eğlence yerlerinde, züğürt duruma düşen, neden yaptığının dahi farkına varamayarak, gidip para harcayan insan; okula giden çocuğunun kalemi için 2,5 kuruşu bile vermeyerek çocuklarını,  dolayısıyla ailesini umursamamakta, görev ve sorumluluklarını yerine getirmemektedir.
Tam da ikiyüzlülük bir yana, çok yüzlülüğü sergilemektedir kimi insanlar.
Kimi zaman bu çok yüzlülük sergilenmesi, kendine pahalıya mal olabiliyor.
Bunun yanında, evladının bir dediğini iki etmeyen ve çoğu zaman sorumluluğu yüklenmiş görünen fedakâr anne, kendisinin çektiği eziyetleri görmezden gelerek, bir nebze olanlara sahiplik etmeye çalışsa da yeterli olamamaktadır.
Bazen gün boyu işyerinde çektiği sıkıntı ve eziyetleri, her türlü hakaretleri, güler yüzle, anlayışla sabreden baba-anne eve gelip canından çok sevdiği biricik yavrusunu yüksek sesli konuştu diye azarlayabiliyor, kırıcı ve yıkıcı olabiliyor.
Bazı insanlar bir yerde farklı, başka bir yerde daha farklı kişilik zafiyetleri sergileyebiliyor. Bunu gayet doğalmış gibi sıradanlaştırarak çok da takmıyor, oralı olmuyor.
Yaşadığımız ortamlarda bunları saymakla bitmez.
Örnek mi?
Çokkk.